www.selanikmuhaciri.com

25 Nisan 2010

Selanik


Başkent Selanik


TÜRK modernleşmesinin başkenti Selanik'tir! Evet evet, bir buçuk asırlık çağdaşlaşma projemize esas damgasını vurmuş olan şehir ne İmparatorluğun pay-i tahtı İstanbul'dur, ne de Cumhuriyet'in yoktan var ettiği Ankara... Yakın tarihimizi yalap şalap incelemek dahi, Halkidikya Yarımadası'ndaki eski limanımızın bizim için ne denli hayati önem taşımış olduğunu ortaya koymaya yeter.Tabii ‘‘modernleşme’’ derken, kordondan Beyaz Kule'ye havai hattı çekilen elektrikli tramvayı veya doklardan şileplere tütün balyası yükleyen buharlı vinçi kastetmiyorum. Çağrıştırdığım şeyi, hem ‘‘ulus devlet’’e dönüşümün fikri ve idari üstyapısı; hem de o devlete ideoloji ve kadro üretmiş olan ‘‘intelligentsia’’ oluşturuyor.Zira, ‘‘Türklük’’ tanımının beşiği dahi Selanik'ti ve Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e, ellili yıllara dek, ülke elitlerimizi Ege kentinin ‘‘rahle-i tedrisi’’nden geçmiş şahıslar oluşturmuştur.BUNDAN daha normal bir şey de olamaz. Hem coğrafi, hem beşeri olarak olamaz...Çünkü, sırtını Makedonya - Rumeli hinterlandına, gözünü de denize dayamış Selanik, zaten ‘‘Avrupa gücü’’ olan İmparatorluğumuzun Batı'daki en büyük kenti kimliğini taşıyordu.Şehrin sosyolojik yapısı ise yukarıdaki geo-ekonomik avantajı pekiştiyordu.Yetmişyedi millet ve soydan insanın yaşadığı bu kozmopolit liman, özellikle ‘‘Alliance Israelite’’ okullarının kurulmasıyla birlikte ‘‘garbileşme’’ sürecine giren çok yoğun Yahudi cemaatinin öncülüğü sayesinde, iktisadi-ticari olarak hızla Kıta'ya açıldı.Ve kim ki iktisadi-ticari açılım diyor, onun fikri-zihni açılımı da kaçınılmazdır!NİTEKİM, Musevilere ek olarak, hem kent levantenleri, hem de yine yoğun nüfuslu Sabetay Sevi kökenliler, kısmi özgürlük havasından ve Mason locasının etkinliğinden ötürü, ne mutlu ki, attıkları modernite ve aydınlanma düşüncesi palamarını rıhtımda tutturabildiler.Ve işte hepimiz, bugünkü Türkiye'nin korkunç akıntılara kapılmadan nispeten sukunetli denizlerde ve nispeten doğru rotalar tutturmasını o palamara medyunuz!Batı komplekslerinden dolayı yukarıdaki etnik kökeni kullanan ve gizli bir antisemitizmle ‘‘Selanik düşmanlığı’’ yapan meczup İslamcıya veya ‘‘llhanvari Kemalist’’ halt etmiş, eğer biz bugün Ankara başkentli bir devlet olarak varsak, ‘‘başkent Selanik’’ sayesinde varız.Tamam, İttihatçısı ve Jakobeniyle, Kuzey Ege limanında ‘‘neşv-i nüva’’ bulmuş olan ve kantarın topuzunu kaçıran ideolojiyi en başta bu satırların yazarı eleştiriyor.Ama, zaman ve mekanla iç içe tarihi ‘‘esas yön’’ belirler ve o yön özünde doğrudur.DOĞRUDUR, çünkü etki-tepki meselesi, yukarıdaki gelişmeler kısa bir süre sonra, canımızın canı Rumeli'den kentte bakan Türk-Müslüman tebayı da pırıldattı.‘‘Genç Türklük’’ o sayede boy attı. Kurumlaştı. Askeri ve mülki kadrolar oluşturdu.En önemlisi ise, kozmopolit Selanik'in aynı zamanda farklı Balkan milliyetçiliklerine eksen çizmesi, onlara tepki olarak ‘‘Türk milliyetçiliği’’ni yarattı.Milliyetçilikten hiç hazetmeyen birisiyim ama, dediğim gibi tarih zaman ve mekandan soyutlanarak düşünülemez. Yaşadığımız ‘‘ulus devlet’’i de işte o milliyetçiliğe borçluyuz.Bunu inkar etmek yalan, dolayısıyla Selanik'in başkentliğini unutmak hıyanet olur.Şehri yitirdiğimizde, Dersaadet'e ve Anadolu'ya göçen ‘‘Selanik intelligentisia’’sının 1912'den itibaren modern Türkiye tarihine her branşta yaptığı sonsuz katkılar da çabası...BUGÜNKÜ gazetede gördünüz, AB Zirvesi şu an o Selanik'te toplanıyor.Ve, Başbakan Erdoğan'ın hareketi arifesinde ‘‘6. Uyum Pakedi’’ne TBMM onayının verilmesi, ‘‘Türk modernleşmesi’’ne ‘‘başkent’’ olmuş şehrin dinamikleriyle uyuşuyor. Hepimize kutlu olsun!
Bir özel şehir: Selanik
1920'li yıllardı; Makbule genç kızlığa adım attığı günlerde doğup büyüdüğü Selanik şehrinden Anadolu'nun ortasında küçük bir şehir olan Tokat'a ailesiyle göç etmişti. Bir süre sonra Türkiye'de kılık kıyafet devrimi yapıldığında mazbut Anadolu şehrinde çarşafını ilk çıkarıp Paris modasında manto giyip başı açık sokağa çıkan Selanikli Makbule Hanım oldu. Nüfus mübadelesi ile Türkiye'ye gelen Rumelili, özellikle de Selanikli aileler Ankara'nın uygulamaya koyduğu yeni toplumsal projeye en çabuk uyum gösteren kesim oldular. Çabucak asrileşen bu insanlar muhacir olarak anıldılar ve Selanik muhacirleri hep ilgi gördüler. Türkiye'ye yerleşen ilk nesil Selanikliler ile Mustafa Kemal Paşa arasında hemşehrilik hissinden doğan ayrı bir sıcaklık yaşandı.

Selanik'in Müslümanları
Selanikliler 'suyun öbür tarafından'dılar. Avrupalı idiler. Her ne kadar Selanik klasik Osmanlı asırlarında en fazla Türkmen aşireti iskan edilen şehir olsa da; Rumeli Yörükbeyi Selanik'te otursa, Yedikule, Mısır Çarşısı, Tahtakale gibi Türk isimleri semtlerine ad olsa da şehir merkezi hep kozmopolit kalmıştı.


1885 nüfus sayımına göre Selanik ve havalisinde 1 milyona yakın insan yaşıyordu ve bunların 495 bini Müslüman, 244 bini Rum,
bini Bulgar ve 45 bini Yahudi idi. Merkezde bulunan 46 Türk mahallesindeki 30 bin Müslüman, 16 Yahudi mahallesindeki 45 bin Yahudi'nin yanısıra 12 Rum ve 1 Frenk mahallesinde de 13 bin nüfus yaşıyordu. Müslüman cemaati idareci sınıftı. Çoğu memur, polis, bürokrat, subaydı.
Selanik'in gayrimüslimleri Kurulduğundan bu yana devamlı Yahudi nüfusa sahip olmuş bir şehir Selanik. Osmanlı fethi sonrasında da Yahudiler tekstil alanında faaliyet göstermişler. Dokudukları Selanik çuhası imparatorluk coğrafyasında ve Avrupa pazarlarında çok tutulurmuş. Engizisyon zulmünün elinden 1492'de İspanya'dan, 1496'da Portekiz'den kurtardığımız Yahudiler'den 20 bini eskiden de bu cemaatten insanların bulunduğu Selanik'e bu sektörün geliştirilmesi için yerleştirilmiş. 1510'da Selanik Yahudiler'i matbaalarını tesis etmişler.
1880'lere gelindiğinde şehirde yaklaşık 15 bin Yahudi aile yaşamaktadır. Bunların bin kadarı Yahudi cemaatinin 'ortak refah bütçesi'ne katkıda bulunur. Cemaat bütçesi ise mahalli idarenin bütçesine eşit olduğu belirtilen 500 bin altın Fransız Frangı'ndan oluşur. Bu fon fakir aileler için daha iyi şartlarda konutlar sağlamak, 15 ilkokulun, 4 lisenin ve bir kolejin yanısıra 30 sinagog ile çeşitli hayır kuruluşlarının giderleri için kullanılır.
19. yüzyıl başında Rum ailelerin sayısı ise 2 bin kadardır. Çoğu ticaretle uğraşır ama Avrupa ile ticari temasları alt düzeyde olup parakendecilik yaparlar. Ticari açıdan Yahudilere ancak 19. asrın ortalarında yetişirler. Rum cemaatin bütçesi Yahudi cemaati bütçesinin yüzde 20'si kadardır. Ama Rumlar Selanik'in entelektüel hayatının ve kültür kurumlarının baş temsilcileri olduklarını iddia ederler.

Etiketler: , , , ,

22 Nisan 2010

BALKANLAR'DA UNUTULAN TÜRK SOYKIRIMI









BALKANLAR'DA UNUTULAN TÜRK SOYKIRIMI


Balkanlarda Balkan Savaşında işgal edilen bölgelerdeki Müslümanların savaştan önceki ve sonraki nüfusları ele alındığında, 96 yıldır görmezden gelinen büyük bir insanlık suçu ortaya çıkar.Osmanlı'nın 1906 yılı nüfus istatistiklerine göre Makedonya'da 1 milyon Türk, 750 bin de Arnavut olmak üzere toplam 1 milyon 750 bin Müslüman (Selanik'te 485 bin, Kosova'da 752 bin, Manastır'da 460 bin). Ulahlar ve Sırplar da dahil olmak üzere 627 bin Rum, 575 bin Bulgar, 200 bin civarında da Yahudi, Ermeni, Katolik ve Protestan bulunuyordu. Avrupalı kaynaklar da Müslümanları 1 milyon 200 bin ila 1 milyon 500 bin arasında gösteriyordu. Ama Avrupalılar, Hıristiyanların toplam nüfusunu biraz daha fazla göstermeye gayret ediyorlardı.


Balkan Savaşları'ndan önceki nüfus hareketlerini de hesaba katan McCarthy, yeni göçlerle 1911'de Makedonya'yı oluşturan üç vilayette (Kosova, Manastır ve Selanik) Müslümanların iki milyona ulaştığını söylüyor. Osmanlı Rumeli'sindeki diğer Müslümanların sayısının da (Edirne vilayetinde 760 bin, Yanya vilayetinde 245 bin, İşkodra vilayetinde 218 bin olmak üzere) 1 milyon 223 bin olduğunu hesap ediyor. Buna göre Balkan Savaşlarından önce Osmanlı Avrupa'sı denen Rumeli topraklarında (Arnavutluk ve Bosna Hersek hariç) toplam 3 milyon 242 bin Müslüman (Türk,Arnavut,Boşnak,Pomak,Çerkez) yaşıyordu. Bulgarların sayısı 1 milyon 220 bin (Makedon ve Sırplar, Bulgar nüfusu içinde sayılıyor), Rumların ise 1 milyon 558 bin idi. Müslümanlar tek tek her vilayette ve bölgenin tamamında mutlak çoğunluğu ellerinde tutuyorlardı. Savaşla birlikte Edirne vilayeti dahil Osmanlı toprakları tamamen işgal edildi. Daha sonra Osmanlılar Edirne'yi kurtardı ve buradaki Bulgarlarla, Bulgaristan'da kalan Türklerin bir kısmı mübadele edildi. 1911 yılı istatistiklerine göre hesaplandığında Yunanistan, Bulgaristan ve Sırbistan tarafından işgal edilen bölgelerde bulunması gereken Müslüman nüfus 2 milyon 315 bindi.

Savaşın başladığı 1912 yılından itibaren Osmanlı topraklarına (Anadolu ve Trakya'ya) sağ salim ulaşabilmiş sürgün sayısı 413 bin 922 kişiydi. Türk-Yunan mübadelesi gereğince, 1921-1926 yılları arasında gelen göçmen sayısı da 398 bin 849 idi. Bu da Balkanlar'dan Türkiye'ye 1912'den 1926'ya kadar toplam 812 bin kişinin ulaştığını gösteriyordu. Bulgaristan, Sırbistan ve Yunanistan'da 1920'li yıllarda yapılan sayımlar ise buralarda kalan Müslüman sayısını 870 bin olarak veriyordu. Bunlar, Türkiye'ye sığınanlarla birlikte 1 milyon 682 bine ancak ulaşıyordu. Bu savaştan önceki miktardan (2milyon 315 bin) düşüldüğünde 632 bin kişinin kayıp olduğu ortaya çıkıyordu. Kayıpların tümünün katledildiği, açlık ve hastalıklara kurban gittiği kesindi. Savaşlarda ölen, esirken öldürülen on binlerce asker ile devlet görevlisi olduğu için Balkan nüfusundan sayılmayan binlerce kişi bu sayılara dahil değildi.
Sonuçta Balkanlar'daki Müslüman nüfusunun yüzde 35'i sürülmüş, yüzde 27'si kıyıma uğramıştı. Kalanlar artık azınlıktaydı. ''Irklar Savaşı'' meyvesini vermiş, yüz yıla yayılan etnik temizlik hareketi sonucunda Türkler, Balkanlar'ın hayatından tart edilmişti.

TÜRKİYE'YE VE TÜRKLERE DE BUNU KABULLENMEK DÜŞMÜŞTÜ. Hayır, kabullenmek de yetmemişti. UNUTMAK gerekmişti. Trakya'dan Anadolu'nun en ücra köşelerine kadar yayılan göçmen köylerinin, kasaba ve şehirlerinin; o şehirlerdeki göçmen mahallelerinin, konusu sürgün ölüm olan pis bir oyunun hazin dekorları olduğu hatırlanmak dahi istenmemişti.

Balkanlar'ı gezenler, Balkanlar üzerine yazanlar, SÖZÜM ONA ANADOLU'DAKİ SOYKIRIMLARIN ÇETELESİNİ TUTANLAR, bir kez olsun, bir zamanlar Balkanlar'ın çoğunluk nüfusunu oluşturan Türklere ne olduğunu sormadılar.

Vicdanlı bir kalem, temiz bir kalp, kirlenmemiş bir beyin; LEON TROÇKİ bundan 96 yıl önce, ''kültürden nasibini almış her insanın, hissetme ve düşünme aczi yaşamayan herkesin tüylerini ürpertecek, midesini bulandıracak suçları'' bir bir sıraladı ve haykırdı: ''Nerdeler şimdi? O binlerce yaralı Türk nerede? Onlara ne oldu? Onları ne yaptınız? Bize bu soruların cevabını verin!''
Bu soruya kimse cevap vermedi. Ne yazık, o gün bugündür bir daha kimse sormadı...

Etiketler: , , , ,

21 Nisan 2010

ATATüRKümüz

TÜRKİYEME CAN FEDA. SEVMEYENE ELVEDA

TÜRKİYEME CAN FEDA. SEVMEYENE ELVEDA