www.selanikmuhaciri.com

16 Mayıs 2011

Selanikli Muhacirler


işte Büyük MuHaCiR Hemşerimiz Atatürkümüz


Muhacir : Lozan’da Yunanistan ile Türkiye arasında yapılan anlaşmaya göre her iki ülke karşı ülkeyle bir nüfus mubadelesinde ( değişimi) bulunacaklardı.
Türkiye’deki ermeni ve Rumlarla Yunanistan da bulunan Türk Müslümanlar değiştirilerek her iki ülkenin vatandaşları kendi ülkelerinde ikamet edecektir.
Bu değişim sonucu Türkiye’ye getirilen Türk Müslümanlara muhacir ( mubadil) denilmektedir. Daha sonra göç ederek gelenlerede göçmen denilmektedir.
Muhacirlerin aslı Karamanoğlu Beyliğine dayanmaktadır. Osmanlı’nın Türkleştirme Politikası ( sınır, uç bölgelerin güvenliği için seçkin Türk Ailelerin sınır bölgelere yerleştirilmesi ) sonucu Muhacirlerin Selanik civarlarına kadar gittikleri Tarihi belgelerde mevcuttur. Muhacirlerin Yunanistan’dan gelmeleri kolay olmamıştır. Birçok işkenceye maruz kalmışlar, malları yağmalanmıştır. Düzeni bozulan insanlar birçok zorlukla mücadele etmişlerdir.
Bazı aileler İzmir’e Bursa - Sakarya - Tekirdağ - Siliviri civarına çevre illerle ilçelere yerleşmişler. Bazı aileler ise Konya’ya yerleşmiş . Antalya, Mersin (içel) dolaylarına gelen aileler buraların sıcak olmasından ve içel bataklığındaki sıtma hastalığından birçok kişi hayatını kaybetmesinden; oralarda da barınamayarak iç bölgelere doğru geçmiş ve Nevşehir, Niğde, Kayseri ve civarlarına yerleşmişlerdir. Hazır düzenlerini bırakarak gelen muhacirler yerleşmekte ve düzen kurmakta birçok sıkıntıyla karşılaşmışlar.
Bizim aile (Selanik Kozana muhacirlerinden ) Kayseri civarlarına gelmiş ve yerleşmişlerdir. Atatürk’ün emriyle muhacirlere mal mülk edinme konusunda yardımcı olunmuş, çeşitli araziler, bağlar vs. tahsis edilmiştir.

Etiketler: , , ,

Selanik muhacirlerinin yaşadığı sıkıntılardan bir bölüm


Özellikle 1830 yıllarından sonra Balkanlar Türk insanı mezbahası haline gelmiş, Türk şehirleri yakılıp yıkılmış, Türk mal varlığı yağmalanmış, Anadolu'ya akın akın göç başlamıştır. Bütün bunlar sonucu Türkler Balkanlarda kimliklerini muhafaza etmeye çalışan azınlık haline düşmüştür.
Türklere karşı kıyım olayları sonucu göçler başlamıştır.
Muhacirin kısaca tanımı : Lozan’da yunanistan ile Türkiye arasında yapılan anlaşmaya göre her iki ülke karşı ülkeyle bir nüfus mubadelesinde ( değişimi) bulunacaklardı.
Türkiye’deki ermeni ve rumlarla yunanistan da bulunan Türk Müslümanlar değiştirilerek her iki ülkenin vatandaşları kendi ülkelerinde ikamet edecektir.
bu değişim sonucu Türkiye’ye getirilen Türk müslümanlara muhacir ( mubadil) denilmektedir. Daha sonra göç ederek gelenlerede göçmen denilmektedir.
Muhacirlerin aslı Karamanoğlu beyliğine dayanmaktadır. Osmanlı’nın Türkleştirme politikası (sınır, uç bölgelerin güvenliği için seçkin Türk ailelerin sınır bölgelere yerleştirilmesi) sonucu muhacirlerin Selanik civarlarına yerleştirildikleri tarihi bilgilerde mevcuttur.
Yine büyüklerimizden duyduğumuza göre
Muhacirler Osmanlının 1.ordu mensuplarını oluşturmaktaydı. 1.Ordu komutanlarından Karabekir Mesut (dedemizin babası) ve Kapucu Selahattin,
Sultan Abdulhamit’in tahttan indirilmesinde(Cumhuriyetin kurulması için) büyük rol oynamışlardır. O esnada 2.Ordu’da Abdulhamit yanlısı olduğundan; askerlerin birbirlerine karşı kalmasını önlemek için Abdulhamit tahttan inmiş sonra tekrar gelmiştir.

Muhacirlerin Yunanistan’dan gelmeleri kolay olmamıştır. Birçok işkenceye maruz kalmışlar,malları yağmalanmış, yunanların 12 yıl boyunca çeşitli işkencelerine maruz kalmışlar ve direnişler sonucu
birçok Türk hayatını kaybetmiş kalanlar ise canlarını zor kurtarmışlardır.
Mübadele başladığında ise aylarca Selanik’te çadırlarda beklemişler.


Çok sıkıntıyla karşılaşılmış olduğundan pek anlatılmazmış acı olaylar ama duyulanlara göre: Mübadele esnasında vapurla yola çıkılmış 1 ay kadar süren yolculukta; açlık susuzluk hastalık sonucu ölenlerin naaşlarını sardıktan sonra denize attıklarını ve birçok insanın bu yolculukta ya hayatını kaybettiği yada ağır şekilde hastalandığını bildirmişler. O kadar ölen oluyormuş ki köpekbalıkları vapuru takip ediyor, atılan naaşları yiyormuş.
insanların karaya çıktıklarında toprağı öptükleri de büyüklerimizden duyduklarımız arasındadır.
Tabi bununla da bitmemiş ve daha sonra yerleşme sorunu ortaya çıkmıştır.
İzmir Urla’ya gelen 2 vapur insan buraya alınmamış yine deniz yoluyla mersin civarlarına getirilmiş fakat buraların bataklık olmasından dolayı insanlar sıtma, veba gibi hastalıklara yakalanmış ve acı bir şekilde gelen kabilelerin yarıya yakını da buralarda vefat etmişlerdir.
İç kesimlere göçler başlamış Nevşehir, Niğde, Kayseri civarlarına gelen kabileler buralara yerleşmişler. Bizim sülalelerin bulunduğu kafile ise Nevşehir Derinkuyu’ya yerleşmiş ancak buralarda su sıkıntısı olmasından dolayı Kayseri Tomarza etrafına gelen bazı aileler geride kalanlara su ve arazinin elverişli olduğunu haber vererek birçok ailenin buraya gelmesini sağlamışlardır. Aileler ölümlerden ve yerleşme sorunlarından dolayı sürekli bölünmüş, Ülkenin çeşitli yerlerine dağılmışlar ve hayatlarını devam ettirmeye çalışmışlardır.

Hayat düzeni bozulan insanlarımız birçok zorlukla mücadele etmişlerdir. Hazır düzenlerini ve medeni yaşamlarını bırakarak gelen muhacirler yerleşmekte ve düzen kurmakta birçok sıkıntıyla karşılaşmışlar fakat yerleştikten sonra da herkese örnek olmuşlardır.
Dönemin yerli halkının alay konusu olsalar da yerli halka medeniyet getirmişlerdir. Bunu da şöyle duyduğumuz bir espri ile açıklayabiliriz.
Yerli halktan bazısı Yunanistan dan papazlar geldi diyerek dalga geçerlermiş, bizimkilerde;
Sizler papazsız (Ermenisiz) kaldınız ona üzülüyorsunuz derlermiş.
Yerli halk namaz kıldırmaya bile bilirkişi bulamayınca muhacirler bu işi yürütmeye başlamış.


O dönemde badana, boyayı bilmeyen yerli halk badana yapmayı evlerini boyamayı öğrenmişler ve hatta; hiç tuvaletleri bile olmayan bu insanlar Muhacirlerden görerek evlerinin yanlarına tuvalet yapmayı da (bilindiği üzere tuvaletler dışarıda bulunurdu) muhacirlerden öğrenmişlerdir. Muhacirlerin kıymeti geçte olsa anlaşılmıştır.
Medeniyetin beşiğinden gelmek zorunda kalan muhacirler bu yüzden biraz burukluk yaşasalar da üzerlerine düşen politik ve sosyal görevleri yerine getirmiş olmanın sevinciyle yaşamlarını sürdürmekte ve örnek yaşamlarıyla her zaman öncü olmaya devam etmektedirler.
Fahrettin ŞENEL

Etiketler: , , , , ,

Muhacir Şiveleri


Bildiğiniz gibi Osmanlının Balkanları Türkleştirme politikasıyla sınır bölgelere Yerleştirilmiş olan elit Türklerdir Muhacirler, Kökleri Karamanoğlu beyliğine uzanır ve Türkçenin en saf, arı şekilde konuşulduğu toplumdur.
Şimdilerde unutulmaya başlanmış olan bazı kelimelerden bir derleme yaptım. Emeği geçen arkadaşlara teşekkürlerimi iletiyorum. eklemek istediğiniz kelimeleri lütfen yorum yazarak belirtin.


A
























Aaretlik: evlatlık, Kan Kardeşliği





















aba :Abla
























Abba : Dede
























abe: dur anlanında ,çümkü.(abe dursana gibi)



















ABU: hala (babanın kız kardeşi)





















ADEEE: Haydi (Hayde)






















aga : Abi, bey, kendinde büyük erkek kişi




















AGAM : abi
























Ağda: Deliorman tarafta pekmez





















Ağlanmak : şikayet etmek






















AĞNADINMI: anladınmı






















Akına : Saf,öz,çok gibi manalarda kullanılır




















AKITTI PALE= korktu lavuk manasında




















Alambu: ıhlamur























Alatlamak: Acele etmek






















alık :Saf, aptal























alık :Saf, aptal























Alma : Elma
























Amıca : Bulgaristan'ın köylüklerinde yaşayıp kafasında karpuz'un koparıldığı yerinin şapka
haline getirilmiş tarzda şapka takan,genelde çiftçilikle uğraşan (genellikle de dindar) saf türk.



Amır : Hamur























AMPİR : salak, sersem






















Amsalak : Salak























amut: armut
























analta: ahşap evlerin alt katı





















ananın örekesi (var mı) : Saçmasapan konuşanlara tepki için kızgınlıkla söylenir.















andaval : Beceriksiz























andaval : Beceriksiz























Anlatmak,anlattırmak : Sohbet etmek




















Anteri: Gömlek























antiri:gömlek elbise üst giyim





















AP DİYE YUTÇAK BOK DİYE SIÇÇAK: karı kocadan biri çok zayıf, diğeri çok iri kıyımsa














apiş:yok
























APOLYE: hoparlör örnek:te bu apolyelerden kafam şişti


















aral:büyük çuval























aran : Tütün kurutmak için kullanılan çoğunlukla ahşaptan yapılmış büyük askı















aran yolu: tütünlerrin güneşte açıldığı, yağışlı havalarda kapatıldığı ahşap raylar üzerine kurulu
düzenek













arem :evin bahçesi























arem: evin bahçesi























ARETLİK = Ahiretlik























Arın burdan : Git,defol






















Aşlak : Deliorman tarafta kötü, fena





















atte:gezmeye gitmekx






















AVA, ATÇE: Havva, Hatice






















Avlu : Bir evin,bir okulun ya da bir iş yerinin bahçe kısmı


















Avrık : Patavatsız























ayan ayan : Yavaş yavaş






















ayan ayan : Yavaş yavaş






















Ayaz : aydınlık























AYDA BAKALIM: arabayı sür demek




















Aydamak : sürmek























AYDAMAK: sürmek (araba-bisiklet)





















aydin:haydi, acele acele






















AYKIRLAMAK = BİR İSTİKAMETE YÖNELMEK, YÖNELTMEK.

















AYKIRMAK : Çağırmak






















Aymana,aybana























ayn deyin: Acele edin anlamında





















aynacı: Tembel, işten kaytaran





















aysene deyin: Acele edin anlamında




















Aysene: Hadisene, çabuk olsana





















B
























ba(ğ)cık: Kaplumbağa






















Baağmak(bağımak) : Aytos'un köylüklerinde ağlamak demektir

















bacık: Kaplumbağa























Badi(bıdi) : Kaz























Bahşış,bahşiş : Hediye






















Bakıığ (bakır) : Çeşmelerden su taşıma amaçlı bakır kap


















Bal : Okul sonu balosu






















Balay: İnşallah,keşke























Balle : Buğdayların biçerdöverden çıktıktan sonraki küp seklindeki halleri
















Balton : Deliorman tarafta palto





















Baraban : Davul























Basma : Basmalı,basma desenli kadınların giydiği şalvar


















Bayın : Şimarık,kaprisli,nazlı






















Bayır : Yokuş ve orman manasında kullanılır




















Bazkere(bazıkere) : Bazen






















Belbeeğ : Erkek kuaförü,berber





















BENCİLEYİN : Benim Gibi ( bencileyin derdin mi var ? )


















Besleme : Evlatlık























beşaret gibi : Dağınık, bakımsız





















Beyaz oraz : Fasulye























Beygir(biygir) : At























Bıcı : Deliorman tarafta kazın yavrusu




















bıçkı : testere























bıldır : geçen yıl























BILDIR MASÜL: Bir önceki seneki mahsül




















Bıldır: Geçen seneki























Bırçed (Bratovçed) : Aslen Bulgarca'da yakın akraba anlamına gelir fakat genelde kuzen gibi
yakın akrabalar birbirlerine bu şekilde hitab ederler.








BIZIKLAMAK = kurcalamak, karıştırmak




















Bızıklamak,bırgalamak,takılmak : Şakalaşmak



















BİKERETTE: bir işi tekseferde yapmak, Ne zaman bunu kullansam oha falan oluyolar














Bilazer : Razgrad tarafta çok yakın arkadaş ya da sevgili için kullanılır.
















biliç : Piliç, civciv























biliç : Piliç, civciv























biliğ:bilmek hatırlamak






















biloru:bilen
























bo(ğ)ça : Puaça























Bokluk : Çöp, çöplük























Boosak : zagın,kuduruk,kudurmuş





















bore : evin bacası























bore başı : odadaki şömine(ocaklık) üzerindeki raflar


















borek : ineklerin yazın sinek isırması sonucu koşması


















borye : yengeç
























Bostan :aslenkavun ve karpuz için kullanılsa da genelde karpuz manasına gelir. Genel olarak kavun ve karpuz tarlası için de bostan denebilir.

























boşve: ilgilenme,bırak gitsin.






















Botuş : Bot,çizme























Boz : Sarışın
























bozilik: Büyükçe ve kalınca bir yılan cinsi




















bölce : fasülye























Börülce : Fasulye























bözürük: Büyükçe ve kalınca bir yılan cinsi




















buba: baba
























Bulanmak : Bir şey tarafından kirlenmek




















Burkan : kavanoz























Büürek : Böbrek























Büyük dışarı : Büyük tuvalet ihtiyacı





















Cambaz havası : Çingene havası





















canafar : Kurt
























canavar : Kurt























candı(ğ)ma : Jandarma






















candıma : Jandarma






















C-Ç
























ceci: çalışkam























ceryan:elektirik























CİLİ: misket
























cingen : Çingene























cingen : Çingene























civiz :ceviz
























Çaapak : Yemek kepçesi






















çak gelme/çak gitme : Gayret edilmesine rağmen son anda yetişememe, geç kalma anlamında













çak gelme/çak gitme : Gayret edilmesine rağmen son anda yetişememe, geç kalma anlamında













Çak gelmek / Çak gitmek: Hemen o an için , tam o sırada


















çalı üzümü : Karaperçin köyü halkı arasında böğürtlen anlamında kullanılır.
















çançuk : çekiç























Çatak(çatrık) : Dörtyol ağzı






















Çava : Deliorman ve Şumen tarafta küçük çocuk



















ÇAVA:yabancı insan























Çekişmek : Kavga etmek,azarlamak





















çelek : tek boynuzlu veye kırık boynuz




















çembe(ğ): Baş örtüsü, eşarp





















çembe: Baş örtüsü, eşarp






















Çember : Başörtü























çente çent etmek/gelmek : Lafını esirgemeden karşılıklı tartışmak

















çente çent etmek:parçalamak





















Çeşind : Çeşit























Çetin : Dayanıklı























çevre: Mendil























Çığırmak : 1.Türkü çığırmak : şarkı söylemek 2.Birisini çağırmak

















çimmek : suda yüzmek






















Çini : Tabak
























Çişini demek : Küçük tuvalet ihtiyacını görmek



















Çitlemek : Çekirdek yemek






















çok başa(ğ)ma : Bilir bilmez konuşma anlamında



















Çotuk : Kütük
























Çöğdürmek : Küçük tuvalet ihtiyacını görmek



















Çönmek : üstüne çullanmak






















Çörtlen : Çayırlık























Çü ve : Köpeklere hoşt demek amacıyla kullanılır.



















Çüğmek,çövmek : Zıplamak






















D
























D(d)aşın kökü var mı : Kızgınlıkla söylenir.




















da(ğ)re : Çevre, etraf























Dalamak : Köpeğin ısırması






















dare : Çevre, etraf























Darılmak: Azarlamak























davar:keçi koyun sürüsü






















Değirmende yoğurt öğütmek: “En akıllısı deemende yuut üüde”.

















dırık : Zayıf
























dırık : Zayıf
























Dışarı : Aytos'un köylüklerinde tuvalet anlamında da kullanılır. "ben gidiyem dışarı" tuvalete gidiyorum demek.











di(ğ)gen : Üç çatallı, saman savurmak için kullanılan bir tarım aleti

















dibek : ayran yapmakta kullanılan bir çeşit ahşap mutfak aracı (Aynı zamanda tereyağ yapmakta da kullanılır.)











dibek : bulgur ögütme taşı






















Diğneğe gitmek : Çok samimi bir arkadaşına muhabbet etmeğe gitmek
















Diğnekçi : Muhabbetçi






















Diğren : Yemekte kullanılan çatal





















dikgel .çivi : Tütün ya da benzeri bitkileri toprağa dikmekte kullanılan bir tarım aleti














dikgel : Tütün ya da benzeri bitkileri toprağa dikmekte kullanılan bir tarım aleti















diren : Üç çatallı, saman savurmak için kullanılan bir tarım aleti

















dolama : Gömlek























DOLAP : Pencere (cam kenarı)





















Dolaşmak : Ziyaret etmek






















DOMATİZ-PATATİZ: domates-patates




















Don : Şalvar
























dube:dursana ,dur























Dudu : Kardeş anlamına gelir





















Dumarlanmak,dumağlanmak : Nezle olmak




















Dürmek : katlamak























düve : henüz doğum yapmamış dişi sıgır hayvanı(inek)


















düvermek:söylemek























Düzenleeğ : Evde ufak tefek tamir amaçlı kullanılan pense, tornavida, tes-tere vs... gibi aletler













E
























eliorman tarafta tembel






















en camısı : En iyisi anlamında bir söyleyiş




















en camısı : En iyisi anlamında bir söyleyiş




















encek : Kedi - Köpek yavrusu (yavrulamak yerine de enceklemek kullanılır.)
















encek : Kedi - Köpek yavrusu yavrulamak :yerine de enceklemek kullanılır.















ENSER : çivi
























EPTENDE AYKIRI GİDERSİN: çok entelsin




















eşkere : Açık seçik























eşkere : Açık seçik























ezva:kibrit
























F
























Fasil: fasulye
























FASİLE: fasülye























ferece : Kadınların giydiği siyah renkli bir çeşit üstlük


















fetoz: esarp baglama biçimi






















fıta : Küçük ve kısa önlük






















fişetka : diri canlı hareketli






















fişki(ğ)lemek : Fitnelemek






















fişkilemek : Fitnelemek






















folka: yünde yapılan mont gibi giyilen ceket




















G - H
























G(g)apçık ağızlı : Büyük ağızlı, geveze (argo)



















ga(ğ)ma : Bir çeşit börek






















gancık : dişi köpek (argoda gancıklık etmek kalleşlik yapmak anlamında kullanılır)















ganga : yenge (daha çok ihtiyar yenge)




















garıştı(ğ)malık: Kargaşa






















gaza : dut agacı(meyvesi)






















Gaza gibi durmak: Düşecek gibi durmak, sağlam tutunmamak

















gı(ğ) : Dışarısı, evin dışı






















gı(ı)ta : göğüsün boyum ve çeneye dogru olan kısmı


















gıran : Yerleşim alanı dışında kalan araziler




















gızılcık: kızılcık























gidişmek : kızışmak,uygun olmayan davranışlar



















girebi: Küçük boylu, eğik ağızlı balta





















girebi: Küçük boylu, eğik ağızlı balta





















gobak : Mısır koçanının taneleri alındıktan sonra geriye kalan kısmı (Kutlukent bölgesinde bu kelimeyi batıda
kalan arazileri tarif etmekte de kullanırlar.)







gocuk : Palto
























gocuk : Palto























goruluk : Evlerin avlusunda bulunan ve depo olarak kullanılan, genellikle ahşap üzerine
teneke çatılı yapı (saçak da denir.)











göbelek : Mısır koçanının taneleri alındıktan sonra geriye kalan kısmı
















Göğsünde ak kıllar bitsin: Ömrün çok olsun




















göğsünde ak kıllar göresin: Bilhassa Alaçam bölgesindeki mübadiller arasında,
küçük çocuklarının yaşlarının uzun olması dileğini anlatan bir söyleyiş







göğsünde ak kıllar göresin: Bilhassa, küçük çocuklarının yaşlarının uzun olması
dileğini anlatan bir söyleyiş












göm erik : Bir çeşit mürdün eriği





















göm erik : Bir çeşit mürdün eriği





















gu(ğ)ka : Kuluçkaya yatan ya da cvcivleri olan tavuk



















GÜNDÖNDÜ : ayçiçek






















güne(ğ) : Güneş gören yer, arazi





















günii: Güneş gören yer, arazi





















Güre : Yabani, evcil olmayan





















H(h)aşeri : Yaramaz,haylaz






















Haçan: Madem ki























han(e)altı: Eski köy evlerinde ev halkının oturduğu bölümün altında bulunan bodrum,
çoğunlukla ahır olarak kullanılırdı.











hanalta: Eski köy evlerinde ev halkının oturduğu bölümün altında bulunan bodrum,
çoğunlukla ahır olarak kullanılırdı.











hanay : Antre, evin çoğunlukla koridoru biçimindeki giriş kısmı

















hani : Antre, evin çoğunlukla koridoru biçimindeki giriş kısmı


















hani:Nerede
























Haplak : Yumurtadan yeni çıkmıış ve tüyleri dökülmemiş kuş yavrusu (Mecazi olarak çok acemi)













harem: bahçe, evin önü, evin dışı, evin bahçesi



















harim: bahçe, evin önü, evin dışı, evin bahçesi



















Harnup : Keçiboynuzu ( meyve)






















haşlaklık etmek : İyice düşünmeden hareket etmek



















haydin : Haydi (birden fazla kişiye seslenilirken "hadinin" denir.)

















haydin : Haydi (birden fazla kişiye seslenilirken “hadinin” denir.)

















Horanda : Aile bireylerinin tamamı





















I-İ
























Ilgın : Bir çeşit söüt ağacı






















Ismık : Çekingen























ışpırte: Kibrit
























i(ğ)ri ayna : Mıymıntı (argo)






















İÇ ÜZMEYELİM BİRBİRİMİZİ AT KULAĞINA BAĞLAYALIM BU İŞİ: pazarlık yaparken














içe: Eski köy evlerinin oturma odası





















ilge(ğ)en : Leğen























ilistir : Süzgeç























ilistir : Süzgeç























İLİSTRE: kevgir























İLMON: limon























inci: incir
























incik : Bacağın etli kısmı






















incik : Bacağın etli kısmı






















İNGE: yenge örn:fatminge (Fatma yenge)




















işkilli : Aşırı kuşkucu, (işkillenmek, kuşkulanmak anlamında kullanılır)
















işkilli : Aşırı kuşkucu, (işkillenmek, kuşkulanmak anlamında kullanılır)
















İşmar: İşaret, işaret etme






















itiya:Yaşlı
























J-K
























Kaari / Kaaricime: Artık, bundan sonra




















Kaçamak: Undan yapılan (daha çok mısır unundan) yemek.


















KAÇIM KAÇIM: telaşlı






















KADAM : kardeş























kadınge: Yenge























kadınge: Yenge























kadinge: yenge (daha çok ihtiyar yenge)




















Kalambok horozu gibi şişinmek: Böbürlenmek (Kalambaka: Kavalada bir köy/kasabaİsmi) 
Kalak : Burun, (Kalaklarım dondu: burnum üşüdü)
Kalağını şişirmek : surat asmak, burun kıvırmak















kancık : dişi köpek (argoda gancıklık etmek kalleşlik yapmak anlamında kullanılır)















kapçık agızlı:gereksiz yere konuşan





















kapçık ağızlı : Büyük ağızlı, geveze (argo)




















KAPÇIK AZLI: ağzında bakla ıslanmayan, çat çat herşeyi söyleyiveren
















kapçık:mısır koçanının dış yapragı





















KAPTIRASIN BURDAN = bu yoldan devam et



















karaboba:bögrtlen























karantiri: siyah ilk okul önlüğü





















karıştımalık: Kargaşa nizamın bosulması . İsyan



















Kaykılmak:arkaya doğru yaslanmak





















ke(ğ)ki : testere























Keçesini sudan çıkarmak: Kendi sorununu kendisi çözmek, bir işi başarabilecek yapıda olmak













KENDİLİKSİZ: akli başında olmayan





















Kepengi : Merdiven üstünü örten kapak




















kestene :kestane























kı(ğ)ma : Küçük el havlusu






















kılıf : mısır koçanı























Kılık: görünüm























kıran : Yerleşim alanı dışında kalan araziler




















Kıran girmek: Hayvanlarda fazla ölüm olması



















KIZAN (i): Çocuk, genç manasında...




















kızan : (erkek) Çocuk























kızan : (erkek) Çocuk






















KIZAN ÇOK FENA MOTOR AYDUYÜ BEYA: çocuk çok tehlikeli ve hızlı traktör kullanıyor.














kızışmak:sert zorlu bir durum olmak,şiddetlenmek huysuzlaşmak

















kirez: kiraz
























ko(f)il : Serseri, işe yaramaz (argo)





















Koca gün: Bütün gün , gün boyunca




















kocadon : Bir tür şalvar






















koloçko : Kuluçkaya yatan ya da civcivleri olan tavuk


















kopça : Düğme























kopça : Düğme























Kopça: Düğme























kopu : kapı
























KOTİRİK : çardak çatısı örnek : kotirikleri alçak olmus onun beyaa

















kovun: kavun
























Koz : Ceviz
























köfün : Büyük sebet. Tütün toplamada kullanılır



















Kölba(ğ)a : Kulübe























körpe : Ergenliğe erişmemiş çocuk





















körpe(cik) : Ergenliğe erişmemiş çocuk




















Köstek kesmek: Yeni yürümeye başlayan çocuklardan ikisinin ayaklarını iple bağlıyarak Yarıştırmak












Kuçu: ünl. Köpekleri çağırma biçimi: gel kuçu kuçu



















KUFA = Kova























Kulba : Kulübe























Kulunç: Boyun ağrısı, boyun tutulması





















kumpi(ğ) : Patates, patatesle yapılan yemek



















kumpir : Patates, patatesle yapılan yemek




















Kumpir: Patates























kuruluk : Evlerin avlusunda bulunan ve depo olarak kullanılan, genellikle ahşap üzerine teneke çatılı yapı (saçak da denir.)









küfe: Büyük sebet. hayvan gübresini taşımak için yapılan dikdörtgen kare şeklinde yapılan altan açılabilen kutu











L - M - N
























liyen : Leğen























ma(ğ)za : Eski köy evlerinin oturma odası olarak kullanılan bölümü

















MACIR: Muhacir























makat : Genelde cam yanına yapılan, tahta divan, sedir


















manca(ğ) : Kertenkele (bazı söyleyişlerde mancırık denir)


















manca: Kertenkele























Mancar : Yenilen ve yemeği yapılabilen otlar



















MARİ,MARA : Bir bayandan bir bayana itab(hitap) sekli


















martini : tabanca























martini : tabanca























masaf : yerde yemek yenilen tepsi





















Maşatlık : Müslüman olmayanların mezarlığı




















maşraba: Bardak biçiminde, Kulplu büyükçe çanak, maşrapa

















maştı(ğ)fa: Bardak biçiminde, Kulplu büyükçe çanak, maşrapa

















Mazınga : Çok ekşi























Meret : İşe yaramaz, kötü






















Mıhsıçtı: Çok cimri























mintan : Gömlek























mintan : Gömlek























misi : mısır
























Misika : Doymak bilmeyen, çok yiyen




















MOKAR : allaaan(Allahın) öküüzzzü





















moruk : Böğürtlen























moruk : ihtiyar























mosturalık : Yaramazlık, kötülük, maskaralık




















mosturalık : Yaramazlık, kötülük, maskaralık



















MUK:susmak,eylemsizlik






















na(ğ)ma : Niçin, neden






















NABÜSÜN: napıyorsun






















nacak : Küçük balta























nacak : Küçük balta























nema : Niçin, neden






















Nemmaa : Niçin, Neden ?






















naparsınız :  ne yaparsınız
naaptın be uğlum : nasılsın çocuğum
no(ğ) : Çökelek
























no: Çökelek
























O - Ö
























Ondan ma(ğ)da : Ona gelinceye kadar anlamında bir söyleyiş

















öreke: Yün eğirmekte kullanılan bir çeşit ucu çatallı sopa


















öreke: Yün eğirmekte kullanılan bir çeşit ucu çatallı sopa


















P - R
























Palak : Maşraba























palas pandaras : Apar topar






















palas pandaras : Apar topar, Alel acele, tam hazır olmadan


















PANGALLIK : çayır, çimen, meralık





















pantul:pantolon























PATE:misket
























Paylaşımda bulunan bütün arkadaşlara teşekkürler.. Biraz derlemeye çalıştım.















PAYSINMAK: kendine pay çıkartmak




















pe(ğ)livan : Pehlivan























pecka : fırın
























PEÇKA : KUZİNE DİYE BİLİNEN DÖKME DEMİRDEN YAPILMIŞ OCAK FIRIN NİTELİKLERİ TAŞIYAN SOBA.










pelivan : Pehlivan























peşki : sofra bezi ,önlük






















peşki(ğ) : 1. Küçük yüz havlusu 2. sofra bezi 3. önlük


















peştemal: sofra bezi























PILİK: bir yarışmayı aynı anda bitirmek. veya aynı miktarda iş yapmak.
















PIRKALAMAK (e): Kurcalamak, dürtmek...




















PIRNİK : meyane Meyhane






















pısta : Kötü huylu























pısta : Kötü huylu (argo)






















Pipiranga : Kelebek























Polat : Maşrapa (Çayleyik kökenliler arasında kullanılır.)


















porta kapısı : Ana kapı, nizamiye kapısı




















porta kapısı : Ana kapı, nizamiye kapısı




















Pospa : Isıgan otu ile yapılan bir çeşit börek (yemeklerimiz kısmında geçiyor)















postaki:namaz kılmak için koyun derinden yapılan seccadeye verilen ad.
















potin : Kundura























potin : Kundura























POROLOK= yanlız başına kalmış kişi
prava: çok güzel anlamında çok iyi






















Pumpar : Sevimli küçük çocuk





















Pülçek : saç gibi, ipliksi, mısır püskülü gibi




















Pürçüklü : Havuç























RASPİSKA:adı bilinmeyen herhangi bir nesneye verilen isim

















S - Ş - T
























SABİİ: Sübyan çocuk.






















saçak: Evlerin avlusunda bulunan ve depo olarak kullanılan, genellikle ahşap üzerine teneke çatılı yapı (goruluk da denir.)










saçak: Evlerin avlusunda bulunan ve depo olarak kullanılan, genellikle ahşap üzerine teneke çatılı yapı kuruluk











SAFİ (i): saf, arı...























Sapısilik: Bir işe yaramaz, (aşağılama olarak)




















savın : kapaklı tabak























saya : Kadınların giydiği siyah renkli bir çeşit üstlük



















se(ğ)pecek: Tarla sulamada kullanılan, bir kulp ile taşınan ve suyu dağıtarak dökmeye yarayan ucu delikli bir borusu bulunan tarım aleti








seepme: Tarla sulamada kullanılan, bir kulp ile taşınan ve suyu dağıtarak dökmeye yarayan ucu delikli bir borusu bulunan tarım aleti








sefte : Siftah, ilk kez























sefte : Siftah, ilk kez























SEFTE: ilk
























Semiz : Besili























SIKÇA KULLANILAN BAZI KELİME, SÖYLEYİŞ YA DA DEYİMLER

















SIPITMAK:fırlatmak,atmak,fıydırmak




















SOMAĞINA KODUMMU YAMULURSUN: burnuna vurdum mu çok kötü olursun















soymantı :yaramaz























SU SİNGİLİ: uzun boylu






















Susak ağızlı: Lafını bilmeyen, bos konuşan




















suvan : sogan























sünepe :uyuşuk























süpke : süpürge























Süven : Bahçe çiti olarak kullanılan kısa sırık



















süzgü : Küçük sofra bezi






















Şaapmak:yapmak























şalamak : Parlamak























şalamak : Parlamak























ŞAM ŞEYTANI:cin fikirli






















şami:namaz baş örtüsü






















ŞAMŞIRIK: şaşırmış























ŞAŞOR : şaşkın, sakar






















şavk:Aydınlık
























şavuk : aydınlık























şayka: büyükçivi























şılbete : Mendil























şırbata : Mendil























şilbete :tülbent























Şopar : Sevimli ama yaramaz küçük çocuk




















TALİKA (i): Tamamen ahşaptan yapılma at arabası...


















tangul tungul:egreti tapılan iş





















TE BU MERANIN EPSİ BENİM: mal varlığı beyanında


















TE, Tİ ORADA= işte orada






















TEFARİK=tuhaf kişi
testek:Evin çatısı
























tete: Teyze
























tete: Teyze
























TEVEKKEL:saf,salak(sakil)






















TIRILDAMA : kafamı şişirme





















Tokuç : İnce dal parçası, çubuk





















Tomsuk : Tomurcuk, yeni filiz vermiş dal veya yaprak


















Tonga : Bacak ve eklem kemikleri (mecazi olarak soy; "makaklar tongası : maymun soyundan gelme)












Toska : Sıhhatli ve gürbüz çocuk





















Trakkoşa : Güzel giyimli






















tuman:eskiden kadınların giydigi geniş eşofmana benzer bezden

















Tuta:tuturuk aynı şeyi tekrarlayan





















Tülek : Akıllı, herkesi aldatabilen





















Tülek : Akıllı, herkesi aldatabilen





















Tüvettirmek:itmek























U - Ü
























Ümüt :Ümit, umut























Ümüt :Ümit, umut























ÜŞÜÜÜZ BİZ: üşüyoruz biz






















V - Y - Z
























VEEYY : bir seslenme biçimi (Kızgınlık ifade eder) VEEYY Bana bak çocuk !!















veran : Viran
























verek :hovarda























veren : Viran























VESSELAMVESEPET: Efendime söyleyeyim yada kısacası, özetle.
















Yağ ye mum sıç: İşine geldiği gibi, istediğin gibi yaşa


















Yağlık : Havlu























yalnayak : Yalınayak























yannayak : Yalınayak























YAPARIM SENİ KIRMIZI SEKİZ: döverim seni - eyyy kızan kırrrım (kırarım) senin azınını (ağzını) yüzünü












yapılan giysi
























yasta(ğ)cık : Hanımların hamur açmada kullandıkları yassı ayaksız silidir biçiminde tahta














yastacık : Hanımların hamur açmada kullandıkları yassı ayaksız silidir biçiminde tahta














yavan : Katıksız























yemen : Lastik ayakkabı






















Yen : elbise, gömlek kolu. ( katla yenlerini güzelce )



















Yok Ananın örekesi: Bir şeyin olamaıyacağını kızgınlıkla ve aşağılama olarak söylenir














YOK BOOLUM : hayır beya






















Yuvantılanmak: Yapılması gereken birşeyi yapmamak için oyalanmak
















yük : Yorgan, battaniye, yatak ve benzeri ev tekstil eşyalarının muhafaza edilmek üzere üst üste konmasıyla oluşturulan yığın









zere : “Sakın ha” anlamında uyarı içeren bir sesleniş


















Zere: Aksi takdirde























zerim zefil : Çok perişan, per perişan anlamında kullanılır


















Zevayit : Olur olmaz konuşan, konuştuğundan birşey anlaşılmayan

















Etiketler: , , , , , , , ,

TÜRKİYEME CAN FEDA. SEVMEYENE ELVEDA

TÜRKİYEME CAN FEDA. SEVMEYENE ELVEDA